Translate

26 Şubat 2017 Pazar

Arrival


Dünya'nın on iki farklı bölgesine inen uzay gemileri...
"Acaba neden geldiler?" sorusu.
Bir dil bilim uzmanı...
Uzaylıların sunduğu bir silah: DİL!

Bu film, sonunu bildiği filmi izlemeyen ve kitabı okumayanlara göre değil; çünkü daha filmin başında sonunu görüyoruz ve kafamızda şu sorular:

Zaman düzlemsel midir yoksa dairesel midir?
Gelecek, geçmiş ve bugün aynı anda bilinebilir mi?
Gelecek hatırlanabilir mi?

Kur'an okurken henüz olmamış olaylardan (kıyamet gibi) geçmiş zaman kipiyle söz edilmesi hep dikkatimi çekmiştir. Bu film de bana bunu hatırlattı. Belki de her şey çoktan olup bitmiştir ne dersiniz? Üst bilince sahip biri, filmdeki uzaylılar gibi başlangıcı ve sonu aynı anda görebiliyordur belki de... Ve kim bilir belki bir gün biz de bu güce sahip olabiliriz.

Arrival, uzay filmleri kategorisinde kesinlikle ayrı bir yerde duruyor. Size farklı bakış açıları sunuyor. Filmi izledikten sonra film hakkında çekilmiş bir youtube videosu için tık tık . Sevgiler.

Film Hakkında:

Tür: Bilim Kurgu

Yayın Tarihi: 10 Ekim 2016

Süre: 1 saat 58 dakika

IMDP Puanı: 8.1

23 Şubat 2017 Perşembe

Leyla'nın Evi - Zülfü Livaneli

Leyla'nın Evi, Zülfü Livaneli'nin 2006 yılında yazdığı bir roman. Doğan Kitap tarafından yayımlanan kitap 271 sayfa.

Kitap, Boğaz'da bir yalıda doğu büyüyen ancak sonradan o yalının müştemilatında yaşamaya başlayan (detaylar kitapta) Leyla'nın sahte bir sağlık raporuyla evinden çıkarılmasının ardından yaşanılanları anlatıyor.

Kitapta; doğumundan itibaren evinden hiç ayrılmayan Leyla'nın, onun anne ve babasının, dört kuşaktır konaklarda hizmetkarlık yapan Ali Yekta Bey'in, onun oğlu Ömer'in ve gelini Necla'nın, Almancı Roxy'nin, gazeteci Yusuf'un, Dağlı Cemile'nin ve daha nicelerinin hayatlarına konuk oluyorsunuz. İç içe geçmiş bir sürü öykü sizi sarıp sarmalıyor.

Zaman açısından da bereketli olan kitap size; Balkan göçüne, Osmanlı'nın dağılışına, cumhuriyetin ilk yıllarına ve içinde bulunduğumuz zamana ait öyküler sunuyor.

Zülfü Livaneli, eser boyunca "mesken" üzerinden imparatorluğun tasvirini yapmış ve bu topraklarda herkesin yüzyıllardır birbirinin evini işgal ettiğini birçok yerde vurgulamış. Bunun tüm dünyada böyle olduğunu da eklemiş. Üstelik bu durumu da kahramanımız Leyla Hanım üzerinden ete kemiğe bürümüş.

Leyla'nın Evi, severek okuduğum bir kitap oldu. İçindeki  yarım bırakılmış ve hazin bir sonla biten (Leyla'nın anne ve babasının öyküsü) aşk hikayesini de çok ama çok sevdim. O öykü yarım bırakılmasaydı eminim ki Leyla'nın hayatı da bambaşka olurdu ama işgal altındaki İstanbul'da bir düşman askerine aşık olmak da hiçbir koşulda güzel bir sonla biten bir öykü sunmaz insana.

Yazımı kitaptan alıntıladığım şu cümleyle bitirmek istiyorum:

Şairlerin dediği gibi, "Paris güzel bir salon, Londra güzel bir park, Berlin güzel bir kışla ama İstanbul güzel bir şehirdi."

Sevgiler...

18 Şubat 2017 Cumartesi

Passengers (Uzay Yolcuları)

Uzayda bir koloni kurmak için seyahat eden uzay gemisinin yolculuğu 120 yıl sürecektir. 5000 yolcusu olan gemi otuz yıl boyunca hiç sorunsuz yoluna devam eder ve bir gün çözülemeyen bir sorun yüzünden Jim Preston'ın (Chris Pratt) uyku kapsülü açılır. Olması gerekenden doksan yıl önce kapsülden çıkan Jim gemide yapayalnızdır...

Uyarı: Yazının devamında detaylı bilgi vardır. Filmi izlemek isteyenler direkt son paragrafa geçebilirler.

Bir yıl boyunca yalnız olan Jim intihar aşamasına gelir. Son anda bu fikirden vazgeçen Jim'in gözüne Aurora'nın (Jennifer Lawrence) kapsülü ilişir. Jim, Aurora'ya aşık olur. Önünde bir ikilem vardır: Onu kapsülünden çıkarıp gemiye mahkum mu etmelidir yoksa yapayalnız ölmeli midir? 

Jim kararsızlıkla geçen uzun bir dönemin ardından dayanamaz ve Aurora'nın kapsülünü bozar...

Gemideki sorunlar yüzünden ikili ve "uyuyanlar" ölüm tehlikesiyle karşı karşıyadırlar. Geminin geleceği Jim ve Aurora'nın sorunu çözmesine bağlıdır. Acaba sorunu tespit edip kendilerini ve yolcuları kurtarabilecekler midir? Bu sorunun cevabı ve daha fazlası için filmi izlemenizi tavsiye ederim.

Passengers, aksiyon dolu bir film değil ama film boyunca yalnızlığın insanı nasıl etkilediğini, insanın bir başka insanın varlığına nasıl ihtiyaç duyduğunu görüyorsunuz. Diğer uzay filmlerinin aksine bu filmde büyük olaylar ve maceralar yok. Ancak insanî duygular var ve bunlar son derece güzel bir biçimde işlenmiş. Dingin bir vakit geçirmek isterseniz izlemenizi tavsiye ederim. Sevgiler...

Film Hakkında:

Tür: Fantastik Film/ Bilim Kurgu Filmi

Yayın Tarihi: 21 Aralık 2016

Süre: 1 saat 56 dakika

İMDP Puanı: 7

15 Şubat 2017 Çarşamba

2000 Yılın Sevgilisi - Refik Halid Karay

2000 Yılın Sevgilisi tesadüfen elime geçen bir kitap. Refik Halid Karay'ın Gurbet Hikayeleri ve Memleket Hikayeleri adlı kitaplarını daha evvel okumuştum ama yazarın roman türünde okuduğum ilk eseri bu oldu. Açıkça söylemek gerekirse kitabı muazzam derecede güzel buldum. Kitabın kapağını aralarken bu kadar iyi bir öyküyle karşılaşmayı, hem fikren hem de ruhen bu kadar doyurucu bir hikaye okumayı ummamıştım. 398 sayfa ne ara bitti ben bile şaşırdım. 14 Şubat'ta başladığım kitabı 15 Şubat'ta (yani bugün) bitirdim. 

Eserde, Doktor Faik Bey ve Güldal Hanım'ın 1950'li yıllarda başlayıp 2000 yıl öncesine uzanan sevda öyküsüne tanık oluyorsunuz. Bu süreçte de Anadolu coğrafyasındaki eski uygarlıkların yaşamına konuk oluyor, kültürlerine, inanışlarına ve yaşayışlarına dair malumat ediniyorsunuz ve bunu aşk eşliğinde yapıyorsunuz. 

Bir tren vagonunda Doktor Faik'ten ilk olarak Sideli Korsan Parmis ile Sibel ilahesine benzeyen güzeller güzeli Tamara'nın aşklarını dinliyor, yaşayışlarına tanıklık ediyorsunuz. Ardından Alara prensesi Amora (Zerrintaç) ile Pontuslu Paros (Ali Pars)'un Selçuklular devrindeki aşklarına ve yaşamlarına şahitlik ediyorsunuz. Bir yandan da günümüzün kahramanları Faik ile Güldal'ın birbirlerine nasıl aşık olduklarına tanık oluyorsunuz.

Kitapta adlarını anmadan geçmek istemediğim iki karakter daha var: Tamara'ya aşık Hakkak Bambius  ile Amora'ya aşık Müneccim  Barsimon. Belki de bu noktada onların günümüzdeki benzerleri Ressam Besim'i de anmalıyım. Üçü de esas aşıklarımızın kavuşmaları için ellerinden geleni yapan karakterler. Hem de sevdalarına rağmen...

Belki de çoktan anladınız ama yine de yazayım: Kitap, bir tür reankarnasyon fikri üzerine temellenmiş ama sadece ruhen değil bedenen (fiziki olarak da aynı) de tıpatıp aynı yaratılan ve 20 asır boyunca dünyaya her gelişlerinde birbirlerine sevdalanan bir kadın ve bir adamın öyküsünü anlatıyor. Yazarın tabiriyle "Bir aşk ki ezelden başlamış, ebediyete kadar sürecek.

Altını çizdiğim birkaç satırı da şuraya ekleyeyim:

* İnsanlar saadetlerinin bir dost tarafından hissedilmesine muhtaçtırlar. Bizi ebediyete nakledecek olan da senin sanatın ve muhabbetindir. (Bambius'a hitaben Parmis)

* Asıl aşk diye, zamanın hadiselerinden müteessir olmayarak gerek asude günlerde, gerek felaketler içerisinde aynı hızı, aynı sihri ile zaman, mekan, yaş ve baş, din ve iman tanımadan devam edene denir; oğlum! (Ali Pars'a hitaben Barsimon)

Yazıyı bitirmeden ifade etmeliyim ki 2000 Yılın Sevgili, son günlerde okuduğum en iyi kitap. Kesinlikle okumalısınız. Sevgiler.


12 Şubat 2017 Pazar

Star Wars Series


İstanbul'a döndüğümden beri zaman zaman arkadaş ortamlarında Star Wars göndermeleri duyuyordum. Seriyi izlemediğim için de muhabbeti anlamıyordum. Aslında bilim kurgu filmleri ni severim ama bu seri nasılsa dikkatimden kaçmıştı. Bu yıl seriyi izlemeye karar verdim ve bütün seriyi bitirdim. Tabii bu pek de kolay olmadı. Öncesinde filmleri hangi sırayla izlemem gerektiği sorunuyla karşılaştım zira serinin yayın tarihleri şu şekildeydi:

Episode IV – A New Hope (1977)

Episode V – The Empire Strikes Back (1980)

Episode VI – Return of the Jedi (1983)

Episode I – The Phantom Menace (1999)

Episode II – Attack of the Clones (2002)

Episode III – Revenge of the Sith (2005)

Episode VII – The Force Awakens (2015)

Forumlardan birkaç öneriyi inceledim. Bazıları yayın tarihlerine göre yani 4-5-6-1-2-3-7 şeklinde izlemenin doğru olduğunu söylüyordu. Bazıları ise seri numaralarına göre 1-2-3-4-5-6-7 şeklinde izlemenin daha doğru olduğunu ifade ediyordu. Hatta bazı izleyiciler birinci bölümün izlenmese de olabileceğini yazmışlardı. 

Bütün bu görüşlerden sonra ben de seriyi yayın tarihine göre izlemeye karar verdim çünkü bunu savunanlara göre seriyi bu şekilde filme çeken George Lucas'ın bir bildiği vardı. Ancak bir iki olumsuz yanı olmasına rağmen seriyi tamamlamış biri olarak önerim 1-2-3-4-5-6 şeklinde izlemeniz olacak. 

Serinin öyküsüne kısaca değinmek gerekirse, uzun zaman önce çok çok uzak bir galakside cumhuriyeti korumak için  yaşanan savaşlar anlatılmaktadır. Sithler kötülüğü Jideler ise iyiliği temsil etmektedir ve "Güç"ten beklenmektedirler. Gücün karanlık yönünü Sithler, aydınlık yönünü Jideler temsil etmektedirler.

Serideki en sevdiğim karaktere gelince size komik gelebilir ama kesinlikle C-3PO. Korkaklığını, komikliğini falan çok sevdim. Bütün bölümlerde beni güldürmeyi başardı.

C-3PO, bütün serilerde Anthny Daniels'ın canlandırdığı bir protokol droidi. 6 milyonun üzerinde dil, lehçe ve kod biliyor. Onu, Anakin Skywalker henüz bir çocukken, Tatooine'de köleyken yapar.

 Peki seriyi izledim ama memnun kaldım mı? Kesinlikle evet. Gerçekten güzel bir seri. Üstelik birçok farklı ırkın canlandırılmasının -hele ki filmin ilk yılları göz önünde bulundurulursa- muazzam olduğunu söyleyebilirim. Hatta mekanlar falan da gerçekten güzel. Türünün tek örneği (Space Opera) sayılan seriyi izlemenizi tavsiye ederim. Sevgiler.



10 Şubat 2017 Cuma

İnferno (Cehennem)

Dan Brown'un aynı adlı eserinin beyaz perde uyarlaması olan film "Eh işte!" diyebileceğim seviyedeydi. 

Dünya nüfusunun artmasının getireceği olumsuzlukları önlemek için (!) nüfusun büyük çoğunluğunu öldürecek bir virüs geliştiren Bertrand Zobrist adlı bilim insanı intihar eder. Virüsü sakladığı yeri bulup harekete geçirecek birine ihtiyaç vardır ve sembollerle ilgili uzman olan Robert Langdon bu düğümü çözmek için çaba harcayacaktır. O, birkaç ülkedeki sembolleri çözerken yanında bir doktor olan Sienna Brooks da vardır. Floransa'da başlayan film İstanbul'da sona erer.

Filmin genel gidişatı iyiydi ama İstanbul bölümünde Sienna'nın başını örtmesi saçmaydı. Öyle ki sahnedeki diğer kadınlar başı açık ve kapalı özgürce dolaşırken onun örtüye ihtiyaç duyması akıl alır iş değildi. Bir de Yerebatan Sarnıcı'na saray demelerini yadırgamıştım ama yaptığım araştırma neticesinde gördüm ki halk arasında sütunlardan dolayı böyle deniliyormuş. Onlar bunu nereden biliyorlardı tartışılır ama ben film sayesinde bunu da öğrenmiş oldum.


Filmin Başlıca Oyuncuları: Tom Hanks, Felicity Jones, Omar Sy, Irffan Khan, Sidse Babett Knudsen.

Yönetmen: Ron Howard

İMDb Puanı: 6.2

8 Şubat 2017 Çarşamba

Şimdiki Çocuklar Harika - Aziz Nesin

Mizahi yazıların usta ismi Aziz Nesin'in Şimdiki Çocuklar Harika kitabını  katıldığım bir seminerdeki tavsiye üzerine aldım ve gerçekten de söylendiği kadar var.

Mektup roman şeklinde kaleme alınmış eser 209 sayfa ama tabiri caizse bir solukta okunuyor. Kitabın büyük bölümünü otobüste okudum. Okurken kendime hakim olamayıp kahkaha attığım için yanımdaki adam kalkıp başka yere oturdu. Beni deli sandı sanırım ama kitap okuyandan zarar gelmez ki. 

Kitapta Zeynep ve Ahmet adlı iki ilkokul öğrencisinin gözünden büyüklerin (anne, baba, öğretmen, komşu gibi) yaptığı hataları okuyoruz ve aslında "Çocuktur, anlamaz." dediğimiz çocukların aslında her şeyin fazlasıyla farkında olduğuna şahit oluyoruz.

Kitaptaki her mektupta çocukların hayatındaki  farklı bir hikaye anlatılıyor. Ben, bundan birkaç yıl önce bu kitaptaki hikayelerin iki tanesini sahnelemiştim, bu kitaba ait olduğunu bilmeden (Youtube'da görüp izlediğim skeci yazıya dökmüştüm.). O yüzden kitap benim için bir sürprizi de barındırıyordu. 

Kitapta bana en çok dokunan bölüm "Evin Hangi Hali?" oldu. Öğretmenin tavrına üzüldüm, çocuğun haline üzüldüm. Okurken içim buruldu resmen.

Son söz: Aziz Nesin der ki "Bu romanı, salt çocuklar için değil, ana babalarla öğretmenler için de yazdım." O yüzden bu kitabı okuyunuz ve okutunuz. Hatalarınızı görünüz, ders alınız.

Sevgiler.

5 Şubat 2017 Pazar

Rüyanın Öte Yakası - Ursula K. Le Guin


Ursula K. Le Guin tarafından yazılan kitap 224 sayfa ve Metis tarafından yayımlanmış. Kitabın konusundan bahsetmek gerekirse:

George Orr rüyalarıyla, bilinen gerçekliği değiştirme yeteneğine sahiptir. Ancak bu durumdan hiç de hoşnut değildir. Uyumamak için aşırı dozda ilaç alır. Yaşadığı gerçeklikte ilaçlar kısıtlıdır. Başkasının ilaç kartını kullandığı için suç işlemiştir ve terapiye yönlendirilir. Terapisti Haber onun yeteneğinin farkına varır ve Orr'un yeteneğini kendi lehine kullanır, olaylar gelişir.

Kitap genel itibarıyla güzel ancak bazı noktalar muğlak kalmış. O kadar sayfayı okuduktan sonra sonucun net olmaması bir okur olarak beni rahatsız etti. Yine de konusu göz önünde bulundurulacak olursa okunulası bir kitap olduğunu söyleyebilirim.

Sevgiler.