Translate

31 Aralık 2016 Cumartesi

Ayaşlı ve Kiracıları / Şafak

Ayaşlı ve Kiracıları (Memduh Şevket Esendal)


Kitapta, Ayaşlı'nın evinde oda tutan birbirinden farklı kişilerin öyküsü, kendisi de bu odalardan birinde yaşayan kahramanın ağzından anlatılıyor. Aynı zamanda da Türkiye'nin o dönemde içinde bulunduğu durum, insanların yaşadığı çıkmazlar anlatılıyor. Roman, 1942'de CHP Roman Ödülünü almış.

Kitapta en sevdiğim kişi Doktor Fahri oldu. O, anlatıcıya akıl veren; o evden çıkması için sürekli telkinde bulunan sağduyulu bir adam. Anlatıcımız onun hakkına diyor ki:

Ben yalnız Fahri'yi severim. O da beni sever. Severim. Niçin? Bunun niçini yok. O da beni sever, onun sevgisinin de niçini yoktur. İşte sevgi bu. Kalanı yalan. Kalanını biz uydururuz.

Şafak (Sevgi Soysal)

Kitap, 12 Mart dönemini anlatır. Romanın kahramanı olan Oya siyasi görüşlerinden ötürü Adana'ya sürgüne gönderilmiştir. Burada Avukat Hüseyin'le tanışır. Hüseyin bir gün Oya'yı bir akrabasının evine yemeğe çağırır. Burada Hüseyin'in hapisten yeni çıkmış kuzeni Öğretmen Mustafa da vardır. Onlar yemekteyken ev polisler tarafından basılır ve olaylar gelişir...

Bu kitap aklıma lisedeyken okuduğum Hasan Uysal'ın Gizli Örgüt Nasıl Kurulur kitabını getirdi. Tabii o kitaptaki olayların binde biri bile yok bu kitapta. 




Şekerpare



İBB Şehir Tiyatrolarında izlediğim Şekerpare müzikal bir komedi oyunu olarak sahnelenmiş. Yavuz Turgul'un yazdığı eserin dramaturgluğunu Sinem Özlek yapmış. Eseri hem yöneten hem de Komiser Ziyver'i canlandıran Engin Alkan'ın oyundaki enerjisi inanılmazdı fakat yine de oyun boyunca bazı aksilikler olmadı değil. Tabii bunları burada anlatmayacağım.

Filmini de izlediğim için kıyas yaptığımda açıkçası filmini daha iyi bulduğumu söylemem gerekiyor. Belki de çocukluğumda hafızama yer ettiği içindir bilemiyorum. Açıkça bildiğim tek şey oyunun beklentilerimi karşılayamadığı. 

Yine de gidip seyredebilir ve kararı siz verebilirsiniz. 

Not: Görsel internetten alınmıştır.

27 Aralık 2016 Salı

Sıfır Noktasındaki Kadın - Neval El Saadavi

Mısırlı gazeteci yazar Neval El Saadavi tarafından yazılan Sıfır Noktasındaki Kadın bir solukta okunabilecek bir kitap. Kitapta idam mahkumu Firdevs'in başından geçenler anlatılıyor.

Firdevs, çocuk yaşta anne ve babasını kaybeder. Amcasının himayesinde büyürken amcası tarafından taciz edilir. Amcasının eşinin yaşlı bir akrabasıyla evlendirilir, şiddet görür, evden kaçar. Ardından fahişelik yapmaya başlar. Aradan geçen yıllar ve olayların ardından kendisini pazarlamak isteyen kişiyi bıçaklayarak öldürür. İdama mahkum edilir. Affedilmek için krala dilekçe vermeyi reddeder ve idam edilir.

Firdevs'in erkekler, fahişeler ve diğer kadınlarla ilgili düşünceleri dikkate değer. Aşktaki yenilgisi ve bu yenilgiyi nasıl anlamlandırdığına dair cümleleri de kesinlikle okunmalı. 

Kitapta beni etkileyen cümleleri de buraya kaydedeyim: 

* Yaşamdan daha sert olmalısın Firdevs. Yaşam çok sert. Gerçekten yaşayanlar yalnızca ondan daha sert olanlardır.

* Erkekler kadının değerini bilemez, Firdevs. Kendi değerini belirleyen kadındır. Fiyatın yükseldikçe  erkek senin gerçekten değerli olduğunu daha çok kavrar, elindekini avucundakini sana vermeye razı olur. Kendi olanağı yoksa sana vermek için başkasından çalar.

* Varlığımın ben doğduğum zaman doğan, ama ben büyürken büyümeyen bir parçası gibi. Bir zamanlar bildiğim, ama doğarken geride bıraktığım bir parçası gibi...

* Artık onuru korumak için büyük paraların gerektiğini, ama büyük paraların onuru yitirmeden kazanılamayacağını öğrenmiştim.

* Ne var ki yeryüzündeki hiçbir güç, bir tek anda zamanın akışını tersine çeviremezdi.



18 Aralık 2016 Pazar

Saadet Hanım


Şehir Tiyatrolarında sahnelenen Saadet Hanım, açıkçası düşük beklentiyle gittiğim bir oyundu ama bu sezon seyrettiğim en iyi oyun oldu.

Ahmet Levent Pala'nın yazdığı, Tolga Yeter'in yönettiği oyun emekli öğretmen Saadet Hanım'ın, oğlunun doğum günü için para çekmek üzere bankaya gidişiyle başlıyor. Bankanın soyguncular tarafından basılmasının ardından soygunculardan birinin Saadet Hanım'ın oğlu Sermet olduğunu görüyoruz ve sonrasında olaylar gelişiyor.



Saadet Hanım eğlenceli bir oyun. Aynı zamanda da bir mesaja sahip. Başkarakteri öğretmen olunca tabii mesaj da eğitimle ilgili. 

Oyuncuların hepsi de rollerinin hakkını verdiler. Oyundaki tek olumsuzluk oyunun sonunda söylenen şarkının sözlerinin pek anlaşılamamasıydı. E o kadarcık kusur da nazar boncuğu olsun. 😊

Not: Görsel internetten alınmıştır.

10 Aralık 2016 Cumartesi

Cyrano de Bergerac

Bugün, Edmond Rostand'ın yazdığı ve bir klasik olan Cyrano de Bergerac'ı izledim. Aslında bu oyun izleme listemde yoktu ama İngilizce öğretmenlerimizden biri oyuna gitmek istediğini söyleyince ben de oyunu listeme ekledim. Mehmet Birkiye'nin yönettiği oyun İBB Şehir Tiyatrolarında sahneleniyor. 

Oyunda; iyi bir şair ve kılıç üstadı olan Cyrano'nun, kuzeni Roxane'a olan aşkı anlatılıyor. Oyunu izlerken meşhur bir söz olan "Erkekler gözleri, kadınlar kulaklarıyla sever." zihnimde dönüp durdu.


Oyunun en başarılı ismi bence Cyrano'yu canlandıran Yiğit Sertdemir'di. Roxane'ı canlandıran Ayşecan Tatari'yi ise yapmacık buldum. Hele ki kocası Christian'ın ölüm sahnesinde adeta "Ben oynuyorum." diye bağırıyordu. 

Oyunun ışıklandırması o kadar kötüydü ki anlatmak mümkün değil. Belki oyun gereği öyleydi ama yine de sahnenin o kadar karanlık olması hoş olmamıştı. Birçok oyuncunun yüzünü seçemedik resmen. E öyle olunca da mimikleri falan da göremedik tabii. 

Birkaç aksaklığa rağmen ben oyunu sevdim. Tiratlar gerçekten muazzamdı. Oyunda eğlendim de ama son sahnede cidden üzüldüm. Tabii ipucu vermeyeceğim. 😊

Ayrıca; selamlamada Yiğit Sertdemir'in öne çıkmayıp sağ elini göğsüne koyarak seyirciyi selamlamasını da çok hoş buldum. Oldum olası başrol oyuncularının öne çıkarak selam vermesini ve izleyicilerin onları ayakta alkışlamasını hoş karşılamam. Hatta ayakta alkışlayacak kadar beğendiğim oyunlarda her zaman toplu selam kısmında ayağa kalkarım ki ayrımcılık yapmayayım. O yüzden de Yiğit Bey'in tavrını sevdim. Fırsatınız olursa oyuna gidin derim, zira oyunu seveceğinizi düşünüyorum. Sevgiler.


Kendime Not:  Cyrano de Bergerac tekrar izleyebileceğim bir oyundu.

Not: Fotoğraf internetten alınmıştır.

3 Aralık 2016 Cumartesi

Fehim Paşa Konağı


Turgut Özakman'ın yazdığı Fehim Paşa Konağı adlı oyun Abdülhamit'in istibdat döneminde başlıyor ve meşrutiyetin ilanının ardından sona eriyor. Bu süreçte de Eski Kabadayı Rasim Baba'nın oğlu Yusuf'un (Karagözcü) Fehim Paşa'nın konağında Karagözcülük yaparken paşanın kızına aşık olması ve ardından yaşananlar anlatılıyor.


Oyuncuların rol dağılımlarının (mahsusçuktan) sahnede yapılması hoş olmuş. Oyundaki müzikler de güzeldi ama oyunu izlerken sıkıldım. Bunun en önemli sebeplerinden biri rolünü icra eden oyuncuların arkasında oyuna zaman zaman şarkılarla eşlik eden diğer oyuncuların sıkılmış yüz ifadeleriydi. Sanki biri onları oraya zorla oturtmuş gibiydi. Sürekli aynı oyunu izlemek tabii ki bir yerden sonra sıkıcı olabiliyor (Hazırladığım skeçlerden biliyorum.) ama yine de bunu izleyiciye çaktırmak hoş değil. 


Son olarak da tiyatro seyircisi hakkında birkaç söz söylemeden edemeyeceğim. Bugün salondaki cips, bisküvi paketi sesleri, arkamdaki salağın beş altı kez koltuğumu tekmelemesi, cep telefonuyla fotoğraf çekenler, telefonuyla oynayanlar ve oyunu izlemek yerine öpüşenler beni çıldırttı. Memlekette birçok yerde adabı muaşeret artık hayalden ibaret ama keşke tiyatroda az biraz kalsaydı. Bize saygınız yok anladık ama oyunculara da mı saygınız yok? İsterseniz maddelerle ne yapmanız gerektiğini yazayım:

*Hiçbir şey yemeyeceksin. Ha ısrarla yerim diyorsan sinemaya gideceksin.
*Konuşmayacaksın. Ben koca çenemi iki saat tutamam diyorsan kafeye gideceksin.
*Tespih sallamayacak, telefonla oynamayacaksın. Mümkün mertebe SESSİZ olacaksın.

Şimdilik benden bu kadar sevgiye kalın.

Not: Fotoğraflar internetten alınmıştır.