Translate

23 Ekim 2016 Pazar

Yenişehir'de Bir Öğle Vakti / Sevgi Soysal

1974 Orhan Kemal Roman Ödülü'nü kazanan eser, ismiyle müsemma Yenişehir'deki bir öğle vaktini anlatır. Bir kavak ağacının yıkılışını...

Romandaki kişilerin neredeyse hepsi 'memnuniyetsiz': emekli bir öğretmen olan Hatice Hanım, eski bir vekilin kızı olan Mevhibe Hanım, Mevhibe Hanım'ın çocukları Olcay ve Doğan, bir işçi çocuğu olan Ali, ayakkabı boyacısı Necmi, burjuva sınıfını temsil eden Necip Bey... Hiçbiri aslında çevrelerini eleştirirken ne kadar hatalı olduklarını görmüyor; ama okuyucu bunu iliklerine kadar hissediyor. Hatta okurken sinirlerine hakim olamıyor insan.

Romanın esas kahramanları kimdir derseniz söyleyemem. Yazara göre Ali, Olcay ve Doğan üçlüsüdür belki de. Bana göre ensest bir iişkiden doğan Aysel'dir ya da Çingene Necmi ya da Mevhibe Hanım ya da Kapıcı Mevlût... Demem o ki tüm karakterler tam da ense kökünden yakalayıveriyor okuru. Hepsi hayatın ta içinde, hepsi toplumsal eleştirinin merkezinde.

Olaylar bir öğle vakti başlıyor ve yine aynı öğle vaktinde bitiyor. Siz o arada 272 sayfa boyunca o vakte değin neler olup bittiğini okuyorsunuz, geçmişe açılan pencereler vasıtasıyla.

Kitabın önsözünde bir bilgi var. Kitap yayımlandığı zaman roman bütünlüğünü taşımadığı için eleştirilmiş. Sevgi Soysal buna cevaben şunları söylemiş:

Ama ben böylesi bir eleştiriyi göze alarak yazdım Yenişehir'de Bir Öğle Vakti'ni. Bir kavağın devrilme süreci içinde, bir öğle vaktinde, Kızılay'dan Piknik'e akan başkent kalabalığına, bir film makinesinin objektifiyle bakmak ve objektife giren kişileri, bu devrilme olayı içindeki yerlerine oturtmak istedim.

Kitaptaki alıntılara geçmeden önce kitabı okumayacak olanlara bir tavsiye vermek istiyorum. Kitabı okumasanız da "Boyacı Necmi Seyircilerden Kazanmayı Umuyor" bölümünü okuyunuz. Gelelim alıntılara:

Bizim evde çay ocaktan inmez oğlum. Biz ailece çaya düşkünüzdür. Aslında her şeyin en iyisini sevmeli ya. İnsan dediğin, yapabileceğinin en iyisine layık görmeli kendini.

Ali'nin annesinin sözleri bunlar. Herkesin gücü dahilinde, erişebileceği şeyin en iyisini arzuladığının bir kanıtı adeta.

Böylesi güçlü bağlar bir çarşamba günü  kopmaz bacı; bunu  isteyip de daha gerçekleştiremiyorsan, henüz günü gelmediğindendir. Aldırmaz olur muyum? Aldırmaz olur muyuz? Günü gelecek be Olcay, yeter ki iste, yeter ki istemesini bil. Asıl yalan, koparmadan, koparma günü gelmeden, kopardım sanmak...

Olcay'ın Ali'den ayrılmak istediğini söylediğinde (Bacı deyişi sizi yanıltmasın; sevgililer onlar.) Ali'nin verdiği cevap. Doğru söylüyor Ali "Asıl yalan; kopmadan, koparma günü gelmeden, kopardım sanmak..." Hem kendine hem karşındakine hem de belki sonradan hayatına girecek olan kişiye söylenmiş koca bir yalan.

Sevgiler...


19 Ekim 2016 Çarşamba

Alayın Kızları / Mucize Özünal

Anadolu'nun doğusundaki bir sınır kasabasında çocukluklarının bir bölümünü geçiren yedi kızın öyküsünü anlatan bir kitap Alayın Kızları. Romandaki kızlar, kitabın adından da anlaşılacağı üzere o kasabadaki alayda görevli askerlerin kızları. Biri hariç...

Roman sadece kızları değil geri dönüş tekniğiyle kızların ailelerinin hikayelerini de anlatıyor okura. İç içe o kadar çok öykü okuyor, o kadar farklı dünyalara konuk oluyorsunuz ki bir okuyucu olarak ; kitabı sevmemek imkansızlaşıyor. 

Kızlardan biri olan Zeynep arkadaşlarını yıllar sonra bir araya getirmek istiyor ve onlara mektup yazıyor. Kitabın sonunda... Tabii ki sonunu anlatmayacağım :))) ama Ayşen'i yalnız bıraktığı için yazara kızdığımı da söylemeden yapamayacağım. 


Gelelim alıntılara:

* Gülay şaşırarak sordu:
- Tanışıyor muyuz?
- Yok canım. Hani şu koridorda, kütüphanede, kahve otomatının başında rastladıklarından biri karşında. Hani şu ısı ölçere, nem ölçere bakar gibi baktıklarından biri. Yani özetle sen erkekleri fark edecek kadınlardan değilsin.

Bu cümleleri okurken üzerime alındım ister istemez. Nedenini beni tanıyanlar çok iyi anlayacaktır ;)

* Güdüleriyle yaşayan  bireyler gibi kimi uluslar da özgürlük kavgalarında güdüsel davranırlar. Onlar yalnızca serbest olmak isterler. Aklı özgürce kullanmak, eylemsel ve düşünsel olarak onlardan uzaktır.

Bu cümleler de içinde yaşadığımız toplumu tanımlıyor gibi. Ne dersiniz?

* Trajik olan karanlık değil beklenen ışığın yokluğudur.

Gerçekten de insanı yoran, yıpratan, tüketen şey beklentidir. 

* Her ölümle bir insanda odaklaşan ilişkiler yumağı çözülür. Ve kişi öldükten sonra da ardında kalanlarla bir süre yaşamaya devam eder. Günün birinde, bir yerde, hiç umulmadık birisi son kez, sonuncu kez ondan söz eder; bu, ölenin eklemlendiği son yaşam parçasıdır. Ölmek son kez bir yerde anılmakla tamamlanır.

Ölümle ilgili her cümlede aklıma "o" geliyor elbette. Hep derim "İnsan, sevenleri ölmedikçe ölmüş sayılmaz." diye. Son seven de toprak olmadıkça ölmez insanlar. Yazar da bunu çok güzel açıklamış. Ölmek son kez bir yerde anılmakla tamamlanır.

Not: Kitapla ilgili daha detaylı bir yazı için şuraya bakabilirsiniz.