Translate

27 Eylül 2016 Salı

Aylaklar / Melih Cevdet Anday

İlk kez 1965 yılında yayımlanan ve Melih Cevdet'in ilk romanı olan Aylaklar'da, Şükrü Paşa Konağı'nda yaşayan Leman Hanım ve ailesiyle bu aileye farklı vesilelerle dahil olmuş insanların başından geçenler anlatılıyor. 

Anday bir röportajında, bu eserde toplum hayatının gerektirdiği sorumluluk duygusu ve ahlak değerlerinden yoksun olmanın otopsisini yaptığını söylüyor. Kitap ismiyle müsemma olarak kelimenin tam manasıyla aylak olan bir grup insanın hikayesini gözler önüne seriyor. Konakta çalışan hatta çalışmak gayesi olan bir kişi bile yok. 

İki bölümden oluşan romanın ilk bölümünde Leman Hanım, babası Şükrü Paşa'dan kalan mirasla uzun bir süre bu aylak insan kalabalığına hâmilik ediyor lakin sonunda paralar suyunu çekiyor. Bu sırada devreye ailenin damadı -roman boyunca pintilik vasfıyla karşımızda olan- Galip Bey giriyor. Ölmeden önce biriktirdiği paralarla bir apartman dairesi aldığı öğreniliyor. Bizim aylaklar cümbür cemaat o daireye yerleşiyor. Leman Hanım felç geçiriyor, onun yerini torunu Muammer alıyor... Eserin ikinci bölümü Muammer'in günlüğü biçiminde kaleme alınmış ve olaylar onun bakış açısıyla anlatılıyor. Roman, maddi çöküşlere eşlik eden manevi çöküş sürecini de işliyor. Bu sürece yazımda değinmeyeceğim zira içerikten fazlasıyla bahsettiğimi düşünüyorum. 

Kitabı okurken olayları Osmanlı'yla özdeşleştirmeden edemedim. Melih Cevdet, sanki imparatorluğun çöküş sürecini Şükrü Paşa Konağı'yla sembolize etmişti. İmparatorluğun yaşadığı değişim ve dönüşümün aileyi etkilememesi elbette beklenemezdi ve cumhuriyet dönemi yazarları da eserlerinde zaman zaman bu süreci işlediler. Aylaklar da bu romanlardan biri. Eski şaşaalı yaşantılarından vazgeçmeyi kabullenemeyen konak sakinleri nihayetinde tıpkı ülke gibi tükeniyor, dağılıyor ve yok oluyor. 

Aylaklar kesinlikle okunması gereken bir kitap. Hatta Yakup Kadri'nin Kiralık Konak adlı eseriyle peş peşe okunursa tadından yenmez diye düşünüyorum. Zira Kiralık Konak da benzeri bir süreci işlemektedir. 

Sevgiler...

25 Eylül 2016 Pazar

Hiç Kimse / Mine G. Kırıkkanat

Kitap, 2013'te terör örgütü üyesi üç kadının Paris'te öldürülmesini anlatıyor. Sanırım lise yıllarımdan sonra ilk kez bu tür içeriğe sahip bir kitap okudum.

Gerçek bir olaydan yola çıkan kitap kurgusal bir anlatıma sahip. Hatta yazarın deyimiyle eserde "ürüne hayal yerleştirme" var. 188 sayfalık eser akıcı ve sürükleyici dolayısıyla da kolay okunuyor. 

Yazar kitabın içine bir de aşk hikayesi yerleştirmiş; eski bir Türk polisi olan Ayşe ve Fransız polisi Diego'nun aşkını. Aşk hikayesi tamam ama bence Teşkilat üyesi Cabbar ve Ayşe'nin görüşmesi kurguda gereksiz bir ayrıntı olarak yer almış ve açıkçası sonuca da bağlanmamış. Yazar niçin böyle bir şey yapmış pek anlayamadım doğrusu ya da kitabı okurken benim kaçırdığım bir şeyler var bilemeyeceğim :)

Gelelim vazgeçilmezimiz olan anlatım bozuklukları ve yazım yanlışları konusuna; kitapta hatalardan dolayı ne demek istendiği anlaşılamayan cümleler var ne yazık ki. Hatta Türkçede mevcut olmayan kelimeler... Üstelik elimdeki kitap 3. baskı yani ilk baskıda tespit edilip düzeltilmesi gerekli eksiklikler aynen korunmuş. Bu tür durumlarla artık o kadar sık karşılaşıyorum ki Türkiye'deki yayınevlerinin dil konusundaki ciddiyetsizlikleri için bir şeyler yapmak gerektiğini düşünüyorum.

Öğrencilerime anlatım bozukluklarını fark edebilmeleri için bol bol kitap okumalarını öneriyorum ama bu sağlıksız koşullar altında okudukları kitaplardan ne gibi bir fayda sağlayacakları muamma. Neyse konuyu daha fazla uzatmayayım: Kitap, kurgudaki eksikliklere ve yazım yanlışlıklarına rağmen Türkiye'nin çok yakın tarihindeki bir olayla ilgili detaylar içermesi bakımından okunulabilir. 15 Temmuz'un ardından kitaptaki bazı cümleler de daha bir anlam ve önem kazanmışlar bence. Okurken siz de bu detayları fark edeceksiniz ve muhtemelen şaşıracaksınız. 

Sevgiler...