Translate

10 Temmuz 2016 Pazar

Parçalanmış Gülüşler / Tolga Yazıcı

Malumunuz kitap çıkaran bir sürü blogger var lakin hiçbirinin kitabını merak etmemiştim Tolga'ya kadar. Tolga benim eski bloglarımdan beri takip ettiğim bir blogger; o yüzden kitabı çıkınca kitapçılarda bakmaya başladım. Birkaçında bulamayınca internetten sipariş ettim kitabı. Nedense kitabın roman olduğu gibi bir düşüncem vardı. Hatta öyle de başladım kitaba. İkinci bölüme geçip de bambaşka karakterler görünce anladım ki elimdeki bir roman değil (Çok zekiyim :D ).

Kitabı büyük bir keyifle okudum. Hatta otobüste aptal aptal sırıttım okurken, gülerken bir anda donup kaldım bazı bölümlerde. O sırada otobüste bana bakanlar kafayı yediğimi düşünmüşlerdir, ama tamamen Tolga'nın suçu :)) Aslında yoğunlaşmak istediğim kitapları otobüste okumam ama kitabın tanıtımını yapayım dedim. Hani diziler yayımlanırken alt yazı  geçer ya "Ürün yerleştirme bulunur." diye. Ben de öyle yaptım :D İyi de yaptım bence. Okusun millet; adam yazmış!

Kitabın anlatımı çok samimi ve doğal. Sokak ağzı da çok iyi kullanılmış, zaten blogunu okuyanlar onun bu konuda ne kadar iyi olduğunu bilirler. Kitapta sevmediğim tek şey yazım yanlışları oldu. Tolga'nın dediğine göre yayınevi yanlışlıkla kitabın ilk halini basmış. Ben olsam sinirden ağlardım sanırım.

Biliyorsunuz kitap yorumlarımda içerikten bahsetmiyorum ancak şu kadarını söyleyeyim; kitapta hayatın pek de adil davranmadığı insanların öykülerini okuyacaksınız ama sanmayın ki Türk dizilerindeki gibi ah vah edeceksiniz; aksine çokça güleceksiniz ama kitabın ismiyle müsemma içten gelen kahkahalarınız bir anda yüzünüzde parçalanıverecek. Bu durumu bu kitapta sıkça yaşayacaksınız onu da söyleyeyim. Ani duygu değişimlerine hazır olun. (Kemerleri sıkı bağlayın uçuşa geçiyoruz gibi oldu bu cümle :)) ) Tolga bunu bilinçli mi yaptın onu da merak ediyorum açıkçası, eğer öyleyse karşında hürmetle eğiliyorum. Süpersin.

Gelelim alıntılara:

* Belki de aşktan yana şansımızın gülmemesinin tek sebebi bu. Süregelmiş ilişkiden sonra, o kadar çabuk kaçmaya çalışıyoruz ki yine başkasından kaçan biriyle çarpışıp yolun ortasına yığılıp kalıyoruz. Göremiyoruz üzerimize yapışan o ıslak kokuşmuş elbiseyi. Göremiyoruz rutubet kokan yüreğimizi ve yine göremiyoruz karşılaştığımız kişinin tepesi açık bir şemsiyeyle geldiğini.

Tepesi açık şemsiye benzetmesini sevdim.

* Ve yine fark ettim ki soru sormayı bırakalı çok uzun olmuş, hem tanrıya hem insanlığa. Rölantiye alınmış bir hayat. Hem yokuş aşağı hem freni patlak...

İşte bu vazgeçiş insanlara tuhaf geliyor ama çok şey kaybedenler için varılan nokta bu. Sormuyor, sorgulamıyorsun.

* Gözlerimizin önüne inen o karanlık perdeden görebildiğimiz kadar renkli baktık hayata.

Niye bu kadar umutsuz, karamsar, kötümsersin diyenler için bu cümleyi tişörtüme bastıracağım. 

* Zaman bedeni çürütür, zaman insanları değil meyveleri olgunlaştırır.

En sevdiğim cümle sanırım bu oldu: Zaman insanları değil meyveleri olgunlaştırır! Değişir, düzelir, akıllanır denilen insanlar için artık bu cümleyi kullanacağım. Çok fiyakalı ;))

* Bir yanın "Beni deli gibi sev." diğer yanın "Siktir git!" diyor.

İçinden geçen "Beni deli gibi sev." Başkalarına gösterdiğin "Siktir git!" Ve sonra sonsuz bir yalnızlık...

Ve diğerleri:

* Kadınlar genelde kendi dünyasını oluşturan çözmesi mümkün olmayan canlılardır.

* Benim karakterim insan kaynaklı değildi.

* Belki de beynimi yeniden inşa etmeli, yeniden düzenlemeliyim. Mademki milyonlarca birikmiş cümle var kafamda, hepsini tek seferde acımasızca öldürmeliyim.

* Daha fazla acıyı düşünmekten ve onu hissedebilmek için üretmekten sıkıldım.