Translate

29 Mayıs 2016 Pazar

4 Kitap 4 Yazar Kadın

Çarşamba günü tatile girerken okul kütüphanesinden bir kitap alayım dedim. Tabii o bir kitap, oldu dört kitap ve ne hikmetse elim hep kadın yazarlara ve öykülere (bir istisna ile ki pek istisna sayılmaz) gitti. 

Okuldan çıkmadan Şansın Tüzün'ün İstanbul'un Azizesi adlı öykü kitabını okumaya başladım. Kolay okunan ama okurken sürekli atıfta bulunulan kişilere ve eserlere bakmanızı gerektiren bir kitap. Şansın Tüzün adını daha evvel duymamıştım internetten ufak bir araştırma yaptım; kendisi aynı zamanda bir profesör ve müzikle de ilgileniyor. Şu linkten hakkında daha fazla bilgi edinebilirsiniz. Hatta bu linkten de söylediği şarkılardan birini dinleyebilirsiniz. Alıntıladığım satırlara gelince:

* Neyse ki biz Türklerin her duruma uygun bir Attila'sı vardı; tarih dersinde Savaşçı Attila koşmuştu imdadıma, şimdi hayat dersindeydik ya, Şair Attila gerekti bana.

* "Ne yapayım?" demiştim, "Sevişebileceğimi hissettiğim erkeklerle rahat konuşamıyorum..." O da bana, "Hayatım..." demişti, cevap olarak, "Sen hiçbir erkekle konuşurken rahat değilsin ki!" Sonra kahveleri birbirimizin suratına püskürtüp kahkahalarla gülmüştük.

* "İgor gitti," diyorum ve içimden ekliyorum, "Benim ülkemde kendi mevsimini yaşadı ve çekip gitti. Benim mevsimimi beklemeden. Çiçeklerin açtığını bile görmeden.

Ardından Şukûfe Nihal'in Domaniç Dağlarının Yolcusu adlı kitabını okudum. 85 sayfalık bir gezi roman?! Eserde, vatanına ihanet eden oğlunu silahla vuran bir Anadolu kadınının izini sürüyor yazar. Kitapta bir şehirlinin gözünden köylüleri görüyorsunuz: Bazen haddinden fazla yüce bazen tam tersi! Yazara bazen kızdım, bazen üzüldüm, bazen onunla aynı şeyleri düşündüm. Yazar aslında bilinçsiz de olsa bir kadının ruh halinin sürekli çalkalanışını iyi yansıtmış. Eseri okuduğunuzda bir zamanlar (belki hala) eğitimli kesim tarafından Anadolu insanının ne kadar farklı algılandığını göreceksiniz. Kitap sırf bu yüzden bile okunmaya değer bence.


Şebnem İşigüzel'in Kaderimin Efendisi kitabı ile Tomris Uyar'ın Yürekte Bukağı adlı kitabındaki öykülerin bazılarından sıkıldım bazılarını ise beğendim. Bu, öykü kitapları için genel geçer bir durum değil midir zaten? Hepsini sevemezsin. Ya da belki her biri için farklı bir ruh hali vardır; kim bilir... 

15 Mayıs 2016 Pazar

Divan / Irvin D. Yalom

Divan, bana lise son sınıftayken tavsiye edilmiş bir kitap. O gün bugündür okumamak için çeşitli bahaneler ürettim hep. (Sebebi beni yakinen tanıyanlarca bilinir.) Bir gün nihayet kendimi okumaya hazır hissettiğimde niyeyse kitabı satın almak istemedim. Geçen doğum günümde kuzenim bu kitabı okumayı istediğimi bildiği için bana hediye etti; ocak ayında. Ben tabii beş ay daha erteledim. On beş yılın ardından beş ay dediğin nedir ki :)) çabucak geçti gitti.

Kitap, Yalom'un diğer kitapları gibi psikoterapi öyküleriyle ilerliyor ama bu kez danışanlar ikinci planda. Asıl mevzu terapistlerin meslek ahlakları ile çıkarları ve hisleri arasındaki çatışmalar. Terapistlerin iç dünyalarına yolculuk yapmak eğlenceliydi. Ernest benim kitaptaki favori terapistim oldu. Onun kendini danışanlarına açmasını, "insan yönünü" ortaya koymasını çok sevdim. Carol'ın ona karşı açtığı savaşı farkına bile varmadan kazanmış olmasını da takdir ettim. 

Diğer terapist Marshal'ı ise hiç sevmedim. Hatta başına gelenleri hak ettiğini düşündüm. İçimden "Oh olsun!" dedim. Gerçi kitabın sonunda acıdım ona ama yine de kendi seçimlerini yaşadığı için suçlu yine oydu. Yanlış tercihler yapması hayatının yanlışlarla dolmasına sebep olmuştu. 

Gelelim olumsuz yorumlara: Kitabın sonu beni tatmin etmedi. Ernest ve Carol'ın yüzleşmesini okumak isterdim. Gerçi neler olabileceğini tahmin ediyorum ama Yalom'un terapist bakış açısıyla yazdığı diyalogları okumayı tercih ederdim. Kitaptaki kumarla ilgili uzun tasvirleri, Shelly'nin kumar ekibinin uzun uzun tanıtılmasını da gereksiz buldum. Zira bu kısımların,  kitabın gidişatına ya da olayların akışına en ufak bir katkısı yoktu. Bir de kitabın son bölümlerinde dizgi hatasından kaynaklı yanlışlıklar vardı. Benim elimdeki kitap 19. baskı. Yayın evinin bunu şimdiye dek düzeltmiş olmasını dilerdim. 

Yalom'un bende olan kitapları:


Hepsi harika kitaplar ve hepsini tavsiye ederim. Bir de okuduğum ilk kitabı var "Nietzsche Ağladığında" onu ödünç alarak okumuştum. Kitaplığıma eklememişim yeni fark ettim. Tez zamanda almak lazım. Yalom, en sevdiğim yazarlardan biridir. 

Bir yazının daha sonuna geldik. Herkese iyi hafta sonları. Sevgiyle kalın.

7 Mayıs 2016 Cumartesi

Sevdalinka / Ayşe Kulin

Bir haftadır hastayım. Mayıs ayı beni vurdu resmen. Yine de bu hastalığın bir faydası oldu. Okuduğum bir kitabı nihayet bitirebildim. Son zamanlarda başladığım hiçbir kitabı bitiremiyordum :( Dikkatim sürekli dağıldığı için elime aldığım her kitap boynu bükük kalıyordu bir süre sonra. Ardından heveslenip başka bir kitaba başlıyordum ve yine aynı hazin son... Bu kez başardım; hatta iki kitabı bir arada okuyabildim nice zaman sonra. Biri henüz bitmedi ama umutluyum :))

Ayşe Kulin'in  "Nefes Nefese" adlı romanını uzun yıllar evvel okumuş çok da beğenmiştim. Sonra niyeyse -birçok yerde karşılaşmış olmama rağmen- elim bir daha yazarın kitaplarına gitmedi. Geçen gün hasta hasta okulun kütüphanesinde rafları düzenlerken gözüme "Sevdalinka" ilişti. Raftan çekiverdim kitabı , okurum diye. Pek umutlu değildim aslında ama roman öyle güzel aktı ki kitap kendini okuttu resmen.

Sevdalinka'da Nimeta adlı bir gazeteci ve ailesinin hikayesi eşliğinde Boşnaklara yapılan soykırım anlatılıyor. Küçüklüğümden beri bildiğim, haberlerde duyduğum olaylar hakkında ilk kez bir kitap okuyorum. Hayatımda hiç Sırp görmemiş olmama rağmen Sırplardan niye hoşlanmadığımı kitabı okudukça daha iyi anladım. 1992'de olaylar başladığında henüz 7 yaşındaymışım ama bilinçaltıma işlemiş olmalı.

Kitabı okudukça Müslüman coğrafyalarında dökülen kanlar ve kaybedilen canlar için kimsenin kılını kıpırdatmamasının sebebini daha iyi anladım. Şu cümleler de bana yardımcı oldu:

...Ben senin kadar tahsilli ve akıllı değilim Nimo ama şunu bil, cumhurbaşkanı ve sen Batı'dan medet umuyorsanız, boşuna beklersiniz. Batı, insan haklarını son müslüman da can verdikten sonra hatırlar.

...Yardımlarına koşmayacaklardı çünkü o uygar ülke liderlerinin menfaatlerini odaklayacakları petrol de fışkırmıyordu, bu başka dine mensup insanların topraklarında.

Ve alıntıladığım birkaç satır daha:

... ve aynen Yugoslav ordusunda olduğu gibi, cumhuriyetlerin güvenlik güçlerinde de çoğunluk nihayet Sırplara kaydırılmıştı. Miloşeviç'in yıllar içinde saman altından su yürüterek başarmış olduğu bir dengesizlikti bu.

... Kimse Miloşeviç'ten nasıl kurtulacağını bilmiyor ama herkes ondan nefret ediyordu. Öğrenciler onun sünepe bir komünist çıraktan bir milli kahramana dönüşmesine katkıda bulunmuş olan aydınlar, milliyetçiler, herkes! Aşırı milliyetçiler bile Miloşeviç'in onları sadece kendi çıkarları için kullanmakta olduğunu anlamışlardı sonunda.