Translate

30 Kasım 2015 Pazartesi

Edirne Gezisi

   Ben bu ağustosta Edirne'ye gitmiştim. Üşengeçlikten ha bugün ha yarın derken yazısını da bugüne kadar erteledim. Ve işte Edirne yazımla huzurlarınızdayım:))

   Memlekette doğuda ve batıda birçok şehri görmüş biri olarak Edirne'yi cidden sevdim. Bir kere kendimi zerre yabancı hissetmedim. Çok modern, çok rahat ve size kendinizi evinizde gibi hissettiren bir şehir Edirne. Hatta İstanbul doğumlu biri olarak bu şehrin sokaklarında dondurma yiyerek (rahatça) dolaşabilmişliğim yoktur ve fakat bu eylemi Edirne'de hiç çekinmeden gerçekleştirdim :)) Dondurma da epey lezzetliydi. Hazır yeme içme mevzusuna girmişken Edirne'de ciğer yedik biz çünkü oraya gitmeden önce okuduğum her yazıda bu tavsiye edilmişti. İyi ki de edilmiş, hiç pişman değilim. Yine olsa yine yerim. Siz de yiyin yedirin. Cidden çok lezzetli.

   Edirne çok rahat gezebileceğiniz bir şehir. Zira tüm eserler birbirine yakın ve yürüme mesafesinde. Benim gezi rotamda istisnai iki durak vardı. Biri Sağlık Müzesi, diğeri de Karaağaç Tren İstasyonu.

   Ben önce Selimiye Cami, Eski Cami, Selimiye Arastası, Üç Şerefeli Cami, Ali Paşa Çarşısı, Edirne Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, Türk İslam Eserleri Müzesi, Selimiye Vakıf Müzesi'ni gezdim. Bu sırayla değil tabii :)) Arada yazmadığım (aslında unuttuğum) birkaç yer daha var :( Ardından saat 5 gibi dedim ki Sultan 2. Beyazıd Külliyesi Sağlık Müzesine gidelim. Avrupa Müze Ödülü almış bir müzeyi görmeden dönersek ayıp etmiş oluruz. Şehir merkezinden biraz uzak mekana gitmek için taksi tuttuk. İyi ki de öyle yapmışız zira müze 17.30'da kapanıyormuş. Müzeyi biraz hızlı da olsa dolaştık hatta bahçesinde biraz oturup soluklanmak için vaktimiz bile kaldı :)) Evet epey hızlıydık.


   Sağlık Müzesinden sonra madem Edirne'deyiz Lozan Anıtını da görelim dedik ve Karaağaç'a doğru taksiyle yola koyulduk. Karaağaç çok şirin bir kasaba. Biliyorsunuz ki kasaba Lozan'da bize savaş tazminatı olarak verildi iyi ki de verilmiş. Lozan Anıtı ve tarihi Karaağaç Tren İstasyonu, Trakya Üniversitesi Rektörlük Binasının bahçesinde bulunuyor.

   Karaağaç'tan merkeze yürümeye karar verdik. Yol üzerinde 9 şehidimize ebedi istirahatgâh olan Balkan şehitliğe uğrayıp dua etmeyi de ihmal etmedik. Yol sağlı sollu ağaçlarla kaplı. Köylüler kendi ürettiklerini satıyorlar yol kenarlarında. O yolda yürümek beni inanılmaz dinlendirdi. Ardından Meriç ve Tunca Köprüleri. Aslında bu kısım biraz bulanık hafızamda zira önce bir çay içelim Meriç'e karşı dedik ve oturduk bir mekana. Kuşları, manzarayı, nehri seyrettik. Yağmur geliyor Bulgaristan'dan dediler kuzenim "Yağmur gelmeden köprüden geçelim üzerinde bir fotoğraf çekelim." dedi. Kalktık ama yağmur umduğumuzdan daha çabuk geldi. Rüzgardan gözümüzü açamadık. Sonra da bir binanın girişine sığındık. Yağmur ama nasıl sağanak bir yağmur. Tabii bizim fotoğraflar da yalan oldu :)) Aslında keyifliydi. Sonra yolun tadını çıkarma fikrini mecburen bir kenara bırakıp minibüsle merkeze geldik. Ardından da İstanbul'a dönüş için servisle otogara geçtik. Aklımız ve kalbimiz Edirne'de kaldı. Kesinlikle bir kez daha gidilecek bir şehir Edirne. Gidemediğimiz birkaç yeri de o gidişimizde görmek bize farz oldu.

Gezi Notlarım: Sağlık Müzesine kesinlikle daha erken gidilmeli. Mekan olarak da hoş bir yer. Buraya taksi ya da özel araçla gelmek şart. İstenilirse buradan merkeze kadar yine taksi tutulabilir ve Karaağaç'a minibüsle geçilebilir. Biz vakit kaybetmek istemediğimiz için taksiyle direkt Karaağaç'a geçtik. Bu arada Sağlık Müzesi girişinde müze kart geçmiyor; giriş tam 5 TL, öğrenciye bedava. Diğer müzelerin hepsine müze kartla girdik.

Karaağaç'ta anıtı gördük ama vakit geç olduğu için müze kapalıydı maalesef. Buna üzülmedim çünkü özellikle görmek istediğim tüm müzeleri gezmiştim. Siz ille de görmek istiyorsanız daha erken gitmelisiniz. Biz şehirde avarelik yapmak istediğimiz için yetişemedik. Şehrin tadını çıkarmayı tercih ettik :)) Nasılsa yine gideceğiz.

Bizim dönüş biletimiz yoktu. Gezmek istediğimiz yerleri yetiştiremezsek Edirne'de bir gece kalırız demiştik ama öyle bir şeye gerek kalmadı. Otogara gittik, biletimizi alıp döndük. İstanbul'da bizi hoş bir sürprizin beklediğini bilmiyorduk tabii. Metroda güya bir arıza vardı ve biz gecenin bir vakti kendimizi İstiklal'de bulduk. Sonrası da ayrı hikaye... 

Ay bu yazı çok mu uzun oldu ne ;)) Yine de birkaç fotoğraf daha paylaşayım içimden geldi:


Medrese talebesi. 


Cerrahe Küpeli Saliha Hatun fıtık ameliyatı yaparken. 


Osmanlı'da akıl hastalarının müzikle tedavi edildiğini bilmeyen yoktur sanırım.


Hekimler ilaçları hazırlarken. Niyeyse ben hekim sözcüğünü doktor kelimesinden daha çok seviyorum :))


Bu da kuzenim ve Mimar Sinan. Utanmasa bölmeden içeri girip Mimar Sinan'a sarılacaktı. Kendisini kaybettik :)) Sinan'a aşık oldu bizimki. Ne kadar doğrudur bilinmez ama Mimar Sinan'ın Mihrimah Sultan'a aşık olduğu söylenir. Şimdi elimizde bir aşk üçgeni oldu :D Bazen düşünüyorum da Edirne'ye tekrar gitmek istemesinin sebebi Mimar Sinan olabilir.


Bu da çakma makinist ben. Kara tren aklıma hep şu ezgiyi getirir niyeyse.


Ve kuşlar umuda uçtular Meriç'in kıyısından. Kuşlar aşkla kanat çırptılar göğe doğru. Umudunuz hiç eksilmesin. Sevgiyle kalın.


14 Kasım 2015 Cumartesi

İstanbul Hatırası (Ahmet Ümit) & Çarşambaya Kadar Eşim Ol (Cahterine Bybee)

Görsel internetten alınmıştır.

   İstanbul Hatırası okuduğum ikinci Ahmet Ümit kitabı. İlki Patasana'ydı. O kitabı sevdiğim için yazarın bir kitabını daha edindim ama ne yazık ki umduğumu bulamadım.

   Yazarın kahramanlarına söylettiği bazı sözleri sevmedim nedense. Aslında birbirinden çok farklı yazarlar ve kitaplar okurum. Ancak ilk kez tuhaf bir şekilde içime sinmeyen cümleler oldu. Bunun tamamen kişisel olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim. Bilemiyorum belki fazla hassas davranmış olabilirim ama dedim ya bu ilk kez oluyor. Bu kitaptan sonra Ahmet Ümit'e bir daha şans verir miyim bilemiyorum. Birkaç kez düşünürüm sanırım. 

   Yine de kitabı okurken İstanbul'un tarihi mekanlarında gezintiye çıktığınızı söylemem lazım. Hatta kitabı bir arkadaşımla beraber okuyorduk. O da kitabı bitirince kitapta olan ve daha evvel gitmediğimiz mekanları ziyaret edeceğiz.  Böyle güzel bir yanı da var kitabın.


ÇARŞAMBAYA KADAR EŞİM OL (CATHERINE BYBEE)

Görsel internetten alınmıştır.

   Çerezlik bir kitap dersem haksızlık etmiş olmam sanırım. Bu kitabın size bilgi ya da duygu namına ekleyeceği hiçbir şey yok. Hoş vakit geçirmek istiyorsanız okuyabilirsiniz tabii. Zaten okumak çok zamanınızı da almıyor. Yine de ben harcadığım zamana acımadım değil.

   Kitapla ilgili daha fazla bilgi için sevgili Nabrut'un yazısına bakabilirsiniz. Ben de zaten onun yazısı üzerine okudum kitabı.

 
Not: Görseller internetten alınmıştır.

12 Kasım 2015 Perşembe

Atatürk Arboretumu (Sonbahar)


  Sonbaharı ne çok sevdiğimi biliyorsunuz. Şu yazımda Atatürk Arboretumu'na bu mevsimde tekrar gideceğimi yazmıştım. Geçenlerde gittim ben de. 


  Sonbaharda manzara gerçekten de inanılmaz güzel ama gideceğim günü yanlış seçmiş olmalıyım çünkü bütün İstanbul oradaymış gibi kalabalıktı her yer. Hatta bir arkadaşımla karşılaştım :)) Ortamın keyfine varabilmek için hafta içi bir gün gitmek sanırım daha iyi bir fikir. Zira şehrin karmaşasından kaçıp nüfusun yarısını karşınızda görmek içler acısı bir durum.


  Gölde ördek, kaplumbağa gibi canlılar yoktu bu kez. Sadece birkaç köpek gördüm. Hava yine mis gibiydi tabii. Orada nefes almak bile beni inanılmaz mutlu ediyor. Bir ağacın dibine ya da göllerden birinin kenarına oturup sadece nefes alsanız bile yeter bence. 


   Bu çifti görünce fotoğraflarını çekmek istedim. Çok tatlı değiller mi sizce de. Böyle bir yolda sevdiğiniz insanla yürümek hoş olsa gerek. 

  Bir arboretum yazısının daha sonuna geldik. Esen kalın :))