Translate

31 Ağustos 2015 Pazartesi

İznik Gezisi

   Birkaç hafta önce İznik'e gittim. Bu eski Selçuklu başkentini görmeyi uzun zamandır istiyordum ama İznik'te gittiğim mekanları, gördüğüm eserleri anlatmayacağım size. Benim İznik'le ilgili paylaşmak istediğim şeyler biraz farklı. Mesela; 


yukarıdaki durak kütüphanesi fikrine bayıldım resmen. Harika olmuş. Bir otobüs durağında minik bir kitaplık, danteller falan şahane olmuştu. Fotoğrafını çekip öğrencilerimle paylaşmak istedim ve tabii sizlerle :)) Bu, Dünya'nın en güzel fikirlerinden biri bence. Telefonlarının ekranlarından gözlerini alamayan günümüz insanı için birkaç şiir, deneme, öykü kitabı belki uyandırıcı olabilir ne dersiniz? 



   Yukarıdaki minnoş sahibiyle birlikte İznik Gölü'ne yüzmeye gelmişti. Sahibi olan hanım kızla arasındaki bağa hayran oldum ve biraz da onları kıskandım sanırım. Size bu kadar bağlı, sizinle iletişimi bu kadar iyi bir canlıya sahip olmak muhteşem bir şey olmalı.


    İlk fotoğrafta yıkanıyor, 2. fotoğrafta da sahibinin otur komutuna uyuyor :)) Dakikalarca izledim onları ve ikisini de çok sevdim. 

   



28 Ağustos 2015 Cuma

Atatürk Arboretumu

   İstanbul'un içinde size gerçekten nefes aldığınızı hissettiren bir yer Atatürk Arboretumu. 

  Yalova'daki Karaca Arboretumu'na gitmiştim evvelce. Orayı da çok beğenmiştim ama orası tabii daha küçüktü.

  Atatürk Arboretumu'nu sanırım ilk kez bir gezi blogunda görmüştüm ve bu yıl bana da gitmek nasip oldu. İlk oldu ama kesinlikle son olmayacak çünkü gerçekten huzur buldum ve çok sevdim: Bunda hafta içi gitmemin ve kalabalık olmamasının etkisi de oldukça büyük. 


  Bu sevimli kaplumbağayı yürüyüş yaparken gördüm. Arboretumun içinde üç tane gölet var. Onların içinde de bir sürü kaplumbağa , ördek ve elbette balık yüzüyor ama tabii ben bu kaplumbağayı daha çok sevdim çünkü o da benim gibi "Sürüden ayrılanı kurt kapar." atasözünü kulak ardı etmiş, tek başınalığını ilan etmişti :)) Giderseniz mutlaka göletlerin çevresinden uzaklaşıp ağaçların arasında yürüyüşe çıkmalısınız. Böylece kendinizle baş başa olmanın tadını çıkarabilirsiniz. Bu arada kendinizle baş başa olmanız için ille de yalnız olmanıza gerek yok. Ben kuzenimle gittim mesela. Bu huzurlu anları sizi tanıyan biriyle paylaşmak çok güzel.

  Bu da bendenizin ördeklerle temas kurma girişimi :)) Pek başarılı olamasam da umut vaad ediyorum sanırım. 

  Bu yazımda ağaçlara ve manzaraya yer vermedim çünkü bir sonbahar âşığı olarak sonbaharda tekrar gitmeyi düşünüyorum. O zaman manzarayı da paylaşırım sizinle. Gidince benim yaptığım gibi çimenlere de uzanabilirsiniz. Hatta ayakkabılarınızı çıkarıp vücudunuzdaki fazla elektriği toprağa havale edebilirsiniz. İnsan inanılmaz rahatlıyor. Demedi demeyin :))




Gelelim gezi ipuçlarına: Arboretuma gitmek için Yenikapı-Hacıosman Metrosuna binip son durakta iniyorsunuz. 42HM numaralı otobüse binip Kemerburgaz Yolu adlı durakta inip ışıklardan yukarı yürüyorsunuz. Taksim'den direkt 42T ile de gelebilirsiniz. yine aynı durakta iniyorsunuz. 

Giriş ücretli öğrenci 2 TL, tam 5 TL. Hafta sonu sanırım biraz daha pahalı ama ne kadar bilmiyorum. Profesyonel çekimlerden ve düğün çekimlerinden ayrı ücret alınıyor. Tripod da profesyonele giriyor.

İçeriye yiyecek sokmak yasak, çantalar kapıdaki görevli tarafından kontrol ediliyor. Ben o amcayı da çok sevdim bu arada. Çok sevimli güler yüzlü bir insandı. Kuzenim domatesine göz koyduğunu söyleyince "Al kızım." dedi. Kuzenim almadı ama birkaç kez teklifini yineledi. Çok samimiydi.

İçeride çeşme var. Suyunuzu buradan doldurabilirsiniz. Bu detayı okuduğum hiçbir yazıda görmemiştim. Hatta biri ekşiye yanınıza 3 şişe su alın yazmıştı :)) Boş şişe alsanız bile olur aslında :))

Not: Fotoğraflar elbette bana ait :))

26 Ağustos 2015 Çarşamba

Aşk...

"Aşk nedir?" diye sordu hoca. Cevapladın:

- Aşk bir denizdir, düşersen boğulursun !

- Mevlana'ya göre aşk bir denizdir, âşık da balık. Deniz olmadan yaşayamaz âşık, dedi hoca.

   Siz konuştunuz, ben sustum. Sustum ve yüreğimde sen olan yere yazdım cümleni... 

- Aşk bir denizdir, düşersen boğulursun !


Not: Görsel bana aittir.




2 Ağustos 2015 Pazar

1 Saray 3 Müze

   Havanın serin olmasını fırsat bilip biraz gezeyim dedim. Ayasofya niyetiyle yola çıkmıştım ama girişteki kuyruğu görünce yönümü Topkapı Sarayı'na çevirdim. Daha evvel de birkaç kez gittiğim sarayı bir kez daha görmüş oldum ama müzedeki en sevdiğim şeyi (Kaşıkçı Elması) bu kez göremedim :(( Sağlık olsun dedim manzaranın birkaç fotoğrafını çektim:  


   Ardından Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzelerini ziyaret ettim. Daha evvel gitmemiş olmayı kendim için ayıp saydım. Gerçekten şahaneydi. Tadilat yapıldığı için içerideki ihtişamı dışarıda da göremiyor insan ama olsun. Birkaç fotoğraf paylaşayım: 

Bir ee

   Bir edebiyat öğretmeni olarak fotoğrafını çekmeyi arzuladığım ilk eser. Bir de ne  yazdığı açıklamada verilseydi iyi olurdu. Ama biz hizmette sınır tanımıyor ve bağlantıda şiiri sizlere sunuyoruz :))



   Sümerler dönemine ait cinayetle ilgili mahkeme kararı. Bu korkunç eylem Habil'le Kabil'den beri yakamızdan düşmedi ne yazık ki.


   Kadeş Anlaşması. Bildiğiniz üzere (ÖSS, YGS/LYS, KPSS derken bilmemeniz imkansız) tarihteki ilk yazılı anlaşma. Üç nüshası varmış, ikisi bizdeymiş. Görünce mutlu oldum niyeyse.


   Uyuyan Eros. Artık uyan Eros demek istiyorum. Ya da uyu aziz dostum. Uyanacaksın da ne olacak? Bu devirde okların altından değilse değerin yok. 


   Bu amcayı görünce önce bir irkildim. Sonra bir daha irkildim. Sonra dedim ki "İnsana mezarında bile rahat yok!" İyi ki bu yüzyılda ölenlerin arkeolojik bir önemi yok. Zaten rahat yüzü gördüğümüz yok. Bari mezarda rahat yatalım, değil mi ama?


   Çok daha güzelleri müzede. Sırf özenin kalkın gidin diye koydum bu fotoğrafı; tadımlık yani. Giderseniz pişman olmasınız. Hatta ben bu kadar geç kaldığım için pişmanım. Ama bir karar almıştım İstanbul'a dönerken "turist duyarlılığıyla" yaşayacaktım. Kendime sözüm vardı. İki yıldır kendime verdiğim bu sözü tutmaya çalışıyorum elimden geldiğince. 

   Saat 18.30 gibi ancak bitirebildim geziyi. Diğer müzeleri ziyaret edemedim. Gidemediğim yerlere gitmeyi aklımın bir kenarına yazarak evin yolunu tuttum. Dönerken Tanpınar Müzesi'nin olduğu tarafa bakmamaya gayret ettim. Vuslatımız başka bahara kaldı :(