Translate

16 Mayıs 2015 Cumartesi

The Stoning of Soraya M.

- Korkuyor musun?
- Ölümden değil! Taşlanarak ölmek acı verici olsa gerek...

Üniversitedeki hocalardan biri tavsiye etmişti bu filmi. Filmi kısaca şöyle özetleyebilirim sanırım:

Boşanmak istediği Soraya'ya nafaka ödememek için ona iftira atan bir "adam". 

Düzenbaz bir "molla".

Hakkında tam yargıya varamadığım bir muhtar.

Sevgi dolu, vefalı bir hala.

İki güzel kız çocuğu, iki zavallı erkek çocuk.

Bir köy dolusu vicdansız ve masum bir kadın!!!

The Stoning of Soraya M. Freidone Sahebjam adlı gazeteci yazarın aynı adlı romanından uyarlanmış, yaşanmış bir olaya dayanan 2009 yapımı Oscar ödüllü bir film.

KADIN TELAKKİSİ

Kimi der ki kadın ;
Uzun kış gecelerinde,
Çekip bir döşek gibi
            Yatmak içindir.
Kimi der ki kadın ;
Yeşil bir harman yerinde,
Dokuz zilli bir köçek gibi
             Oynatmak içindir.
 Kimi der ki, hamur yoğurur.
Kimi der ki, çocuk doğurur.
Her ağızdan bir söz:
Kimi der ki, ilk göz ağrım.
Kimi der ki, onunla dolu bağrım.
 Kimi der ki, bunca yıldır yaşıyorum ayalimdir.
 Kimi der ki, boynumda taşıyorum vebalimdir.
 Ne bu,
      ne şu.
Ne öyle,
      ne böyle.
Ne döşek,
      ne köçek.
Ne ayal,
      ne vebal…
 O benim;
     Kollarım, bacaklarım, dudaklarım,
                             Ve başımdır.
Yavrum, anam, öz kardeşim, karım,
            Hayat arkadaşımdır.
                                         Nail Vahdet Çakırhan


Not: Kadın Telakkisi şiiri birçok kişi tarafından Nazım Hikmet'e ait olarak bilinmekle birlikte, aslında arkadaşı Nail Vahdet Çakırhan'a aittir. Hatta son dize "kavga yoldaşımdır" olacakken Nazım'ın önerisiyle "hayat arkadaşımdır" olarak değiştirilmiştir.

4 Mayıs 2015 Pazartesi

Kapadokya, Safranbolu, Yedigöller

   Üç günlük tatili fırsat bilip yıllardır görmeyi istediğim üç durağı da ziyaret etme imkanı buldum. İlk durağım Kapadokya oldu. Tabii yol üzerindeki Tuz Gölünde de mola vermeyi ihmal etmedik. Ihlara Vadisi, Derinkuyu Yeraltı Şehri ve Göreme Açık Hava Müzesini gezdim. 


   Yol boyunca yağmur yağdı. Tatilimin mahvolacağını düşündüm ama neyse ki öyle olmadı. Ihlara'ya vardığımızda yağmur başladığı için köye inip kahvaltı ettik. O arada dolu bile yağdı :)) Sonra muazzam bir kuyruğa girip sanırım bir saat falan (belki de daha fazla) içeri girmeyi bekledik. Bir sürü tur aracı, kişisel araç vardı. Sanırım herkes 3 günlük tatil için yollardaydı. Ihlara'daki merdivenlerde bile insan trafiği vardı :))

   Sonraki mola yerimiz Derinkuyu oldu. Orada da bir buçuk saat falan sıra bekledik ama beklediğimize değdi. Kesinlikle görülmesi gereken bir yer. Ben bir ara beklemesek mi diye düşündüm ama önümüzdeki tur kafilesi beklemeyip yemeğe gitmek için ayrılınca önümüzden 20 kişi falan çekilmiş oldu. Biz de bekledik. İyi ki de beklemişiz :))


   Ardından Göreme'ye doğru yola çıktık. Fotoğrafta da görüldüğü üzere çok kalabalıktı. Bizimki üç duraktan oluşan ufak bir tur oldu. Sonrasında tekrar yola koyulduk. Hedefimizi Safranbolu olarak belirlemiştik:))


   Önce tarihi Safranbolu evleriyle selamlaştık tepeden. Ardından Saklı Cennet'e ve Tokatlı Kanyonu'na uğradık. Kanyon üzerindeki Kristal Terastan manzarayı seyredebiliyor ve fotoğraf çekebiliyorsunuz. Üçüncü durağımız Yedigöller Milli Parkı oldu. 42 km'yi bir buçuk saatte kat edip Yedigöller'e ulaştık. İnanılmaz kalabalıktı. Her yer kamp çadırlarıyla doluydu. Fotoğraflarını çekmek aklıma gelmedi maalesef. Biz pikniğimizi yapıp küçük çaplı bir doğa turunun ardından İstanbul'a dönüş için yola koyulduk.

   Tatil zamanımız mevsim olarak çok uygundu ama dönem olarak maalesef değildi; çünkü gittiğimiz her yer inanılmaz kalabalıktı. Aslında Kapadokya daha sakin bir dönemde daha uzun süreli ziyaret edilebilirdi. Bizimki doyumluk değil tadımlık bir gezi oldu. Yine de çok güzeldi. Çok keyif aldım. Kafa dengi kişilerle olmak da cabası :))