Translate

22 Şubat 2015 Pazar

Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer / Laurent Gounelle

    Kişisel gelişim kitapları okumayı sevmediğim tek kitap türüdür. Birilerinin bana nasıl düşünmem, nasıl davranmam gerektiğini öğretmeye çalışmasına tahammül edemiyorum. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu algılayabilecek kapasitem var çok şükür. Bunun için insanlık alemi olarak kitaba "özel bir tür adı altında" ihtiyacımız olduğunu düşünmüyorum. Zaten diğer kitap türleri de kahramanları aracılığıyla aynı işlevi görüyorlar. Çıkarımda bulunma kabiliyeti olan insanoğlu da alması gereken mesajı alıyor elbette.Bu tür kitaplar okumak yerine psikolojik ve felsefi kitaplar okumanın çok daha faydalı olacağına inanıyorum. Böylece daha derinlikli bilgi sahibi olabiliriz. 

   Neyse gelelim kitaba, yukarıda da bahsettiğim gibi ben bu tür kitapları gereksiz buluyorum ama Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer kitabı, roman tebdil-i kıyafetiyle karşımıza çıkmış bir kişisel gelişim kitabı. Bu tür kitapları sevenler için roman kurgusunun daha faydalı olduğunu düşünüyorum. Zira yazar size madde madde ne yapmanız gerektiğini söylemek yerine sizin çıkarımda bulunabilecek yeterlilikte olduğunuzu düşünerek size güvendiğini kanıtlıyor. Üstelik yazar olayların akışı sırasında zayıf olsa da insanda bir merak uyandırmayı başarmış ama okuduğunuzda göreceksiniz ki kitaptaki kurgu aslında zayıf. Son bölümler hariç hiçbir heyecan duymadan okudum kitabı. Son kısımlardaki hareketlilik hoşuma gitmedi değil ama yine de bir gram şeker için bir kilo keçiboynuzu yemek istemeyenler için kitabın okunması gerektiğini düşünmüyorum. Kitap edebi olarak da okuyucuya bir şey vaad etmiyor ama sanırım ait olduğu türe yeni bir soluk getirmesi açısından bir nebze takdir edilebilir.

   Yukarıda da belirttiğim gibi ben bu tür kitapları sevmiyorum. Siz seviyorsanız okuyabilirsiniz ve kitabı beğenebilirsiniz. Hatta bazı kısımlarda şaşırabilir bazı bölümlerde hafifçe gülümseyebilirsiniz. Kimseyi yanlış yönlendirmek istemem. Karar sizin.

18 Şubat 2015 Çarşamba

Güzel Bir Kitap Mimi


   Karlı bir İstanbul gününden herkese merhaba! Sevgili Sürpriz Misafir beni mimlemiş. Hazır okullar tatilken ben de evdeyken cevaplayayım dedim. Sorularımız şöyle:

1. Kışın okumalık favori bir kitabın var mı?

    Favori kitap deyince benim aklıma tekrar tekrar okuduğum bir kitap geliyor. O da benim için Kur'an-ı Kerim mealinden başkası değil. Her okuduğumda da yeni yeni bir şeyler fark ediyorum. Hatta geçen hafta yeniden okumaya başladım ve Bakara 219. ayeti fark ettim. Alkolün İslam'da haram olduğunu hepimiz biliyoruz değil mi  ve yine hepimiz biliyoruz ki şarabın kalbe, biranın böbrek taşına faydası var. Belki başka alkollü içkilerin de faydaları vardır, bilemiyorum. İşte Bakara suresinde buna işaret ediliyor ve 219. ayette şöyle yazıyor: "Sana içkiden ve kumardan soruyorlar. De ki: İkisinde de hem büyük günah, hem de insanlar için faydalar vardır. Günahları ise faydalarından daha büyüktür." Ben bunu daha önceki okumalarımda fark etmemiştim mesela. Her okuduğumda yeni şeyler keşfediyorum.



2. Kapağı mavi olan bir kitap?

  Bu da benim için Haruki Murakami'nin yazdığı 1Q84. İtiraf etmeliyim ki kitabı henüz bitiremedim. Zira kitap 1256 sayfa. Ben henüz 499. sayfadayım ve yaza kadar mola vermiş durumdayım. Kitapta zaman sıçramaları falan var. Kuantum fiziğiyle alakalı yani. Bitirince yazısı olacak burada. 




3. Yılbaşı ağacında yıldız olarak kullanabileceğin bir kitap?

    Kesinlikle Amin Maalouf'un yazdığı Beatrice'den Sonra Birinci Yüzyıl. Dünya'daki kız nüfusunun azalmasını, ırkının devamını sağlamak isteyen ulusların başka ülkelerden kız çocukları kaçırmalarını... anlatan kadının aslında ne kadar değerli olduğunu güzel bir biçimde gözümüze sokan muhteşem bir kitap. Bence kesinlikle tüm erkekler ve tüm kadınlar tarafından okunmalı. Hatta herkese okutturulmalı.

4. Kış tatili için mükemmel olabilecek kurgusal bir dünya?

    Bunun için F. Hakkı Penbe'den Giz'i okuyabilirsiniz ya da Jonathan Carroll'dan Kahkahalar Ülkesi'ni. Tercih sizin. Ama hem tarih hem mitoloji hem macera olsun diyorsanız Giz'i şiddetle tavsiye ediyorum.

5. Birlikte kış tatiline gidebileceğin bir kitap karakteri?

   Yaa kitap karakteri olmasın yazar olsun. Hatta bir değil üç yazar olsun. Olmaz mı? Bu mim benim olduğuna göre olur :)) O zaman Amin Maalouf'u, Irvin D. Yalom'u ve İskender Pala'yı da alıp İsviçre Alplerine gidiyorum ben. İsteyen bize katılabilir :))

6. Bu sene için listende olan kitaplar?

   Aslında bir sürü var ama okumamam lazım. Zira İngilizceye odaklanmalıyım ama okumaya başladım bile çünkü dayanamıyorum. Çok çaresizim ahali. Kitaplara karşı koyamıyorum. Listede şimdilik şunlar var: 

1. Düğümlere Üfleyen Kadınlar (Ece Temelkuran) Okundu
2. Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Giyer (Laurent Gounelle) Okunuyor
3. Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş (Jose Saramago)
4. Od (İskender Pala)
5. Efsane (İskender Pala)
6. Yorgun Mayıs Kısrakları (Yılmaz Karakoyunlu)
7. Şiiri Düzde Kuşatmak (Gülten Akın) ara ara okunuyor
8. İstanbul Hatırası (Ahmet Ümit)
9. Mantıku't-Tayr (Feridü'd-din Attar)

Not: Yukarıdaki kitaplar şu an kitaplığımda olup da okunmayı bekleyenler. 

7. Favori tatil içeceğin, atıştırmalığın ve filmin?

    Ben aslında (saçma biliyorum ama) su içmeyi bile sevmem. Ama evde canın sıkıldıkça ne içiyorsun derseniz 3'ü 1 arada içiyorum. Ha bayılıyor muyum yok. Sırf can sıkıntısından. Dedim ya ben içmeyi sevmem :D İyi ki üretildi yoksa içeceksiz kalacaktım :))) 

   Atıştırmalık kesinlikle çikolata. Hatta aşığım ben çikolataya. O da beni sever. Seviyeli bir beraberliğimiz var. Tabii ben bazen seviyemi koruyamayıp üçü beşi geçebiliyorum ama bana itiraz edemiyor :)) 

     Favori filmim A Werewolf Boy (2012 yılı Kore yapımı bir film) ve çocukluğumdan beri favorim olan tek film 1987 yapımı Dirty Dancing. Dans hastasıyım ben evet. Dans konulu tüm filmleri kaliteli mi değil mi diye düşünmeden oturur bayıla bayıla izlerim.

     Ben kimi mimlesem bilemedim. Yazmak isteyen yazsın bence çünkü bu tür mimler yeni yazarlar, kitaplar keşfetmek açısından faydalı oluyor.




16 Şubat 2015 Pazartesi

Twitter'dan Seçmeler

  • Tesettürlü görür gizemli bulur, mini etekli görür yollu bulur, çocuk görür savunmasız bulur, o şerefsizler hep bir sebep bulur!
  • Siz namusu kadınlara o kadar yüklediniz ki namussuz erkekleri göremediniz. 
  • Şiddet mağduru kadınlar için sığınma evleri yapılacağına, kadına şiddet uygulayanlar için özel hayvan barınağı yapılsın. 
  • Kadını el üstünde tutmanız için tabutta mı olması gerekiyor?
  • Ruj süremezler, mini giyemezler, dışarı çıkamazlar, gülemezler çünkü kadınlar değil mi? Onlar kadın da siz adam değilsiniz.
  • Kadınlar trip atar çünkü karşısındaki erkeği dövemez, onu metrelerce yerde sürükleyemez, onu öldüremez.
  • Erkeklik sana doğuştan gelir, adamlığı kendin öğrenirsin.
  • Bizim ülkede 'toplu taşımada yalnız kalma herkes inince sen de in' diye bir nasihat var yabancıya söylesen inanmaz.
  • Oğlunuzu ‘erkektir yapar’ diye büyüttüğünüz için bu hallerdeyiz.

Not: İlk yazanları bilmiyorum. O yüzden alıntılarda kaynak belirtemedim ama yukarıdaki sözlerin hepsinin sahiplerine gönlünüze sağlık diyorum.

8 Şubat 2015 Pazar

Yerebatan Sarnıcıyla Kavuştuk

   Yerebatan Sarnıcına daha önce hiç girmemiştim.Yıllardır istiyordum ama hani böyle çok övülen bir şeyle karşılaşınca insan hayal kırıklığına uğrar ya ondan korkuyordum. Çünkü ne zaman çok övülen bir kitap okusam "Bu muymuş!" dedim. Ne zaman çok övülen bir film izlesem "Eh işte!" dedim. Ne zaman tavsiye edilen bir mekana gitsem ya da önerilen bir şey yesem "Eee bir numarası yok ki bunun!" dedim. O yüzden de sarnıçla buluşmamı erteledikçe erteledim. Kısmet bugüneymiş. Sarnıç beni hayal kırıklığına uğratmadı. Aslında daha büyük ve daha gizemli olabilirdi. Yani ne bileyim labirent gibi olabilirdi mesela ve ben gezerken kaybolabilirdim falan. Tamam saçmalıyorum farkındayım. Alt tarafı bir su sarnıcı mistik fantastik bir durum yok ortada. Kısacası sarnıcı beğendim :)) Bunlar da fotoğrafları:




   Tavandan şıp şıp damlayan sular, ışıklandırma falan epey gizemliydi. İstanbul'un altındaki saklı, az nüfuslu bir kente açılan büyülü bir geçit gibiydi. Öyle bir yer olsaydı ikametimi direkt oraya aldırırdım. Bir salise bile düşünmezdim.


   Bu balıklar çok şirin çok güzellerdi ama bendeniz bunların ızgarası ne güzel olur diye düşündüm. (Küçükler için değil canııım) Evet çok duygusuzum ama olur yani :))







   Bu da sevgili Medusa'mız. Şirin şeker tatliş bir şey. Üniversiteden beri hayranım kendisine:)) "Anneye karşı gelinmez taş olursun taş!" vecizesini icraate geçiren kızımızdır kendileri. Tabii hikayenin aslı böyle değil. Asıl hikayeyi okumak isteyenler buradan buyursun.



   Bu arada ben bugün dondum. Ellerim hiç ısınmadı desem yeridir. Günlerdir günlük güneşlik olan İstanbul'un bana garezi nedir bilemedim. Sevgisizliğimiz karşılıklı sanırım.

4 Şubat 2015 Çarşamba

Düğümlere Üfleyen Kadınlar (Ece Temelkuran)

  Okuduğum ilk Ece Temelkuran kitabı. Elimde kitabı gören arkadaşım "Bunu mu okuyorsun?" diye küçümsedi niyeyse. Bu küçümseme kitaba mı yazara mı yönelikti bilemedim. Sadece "Ben dilini sevdim." dedim.

   Kitabın kurgusu hakkında bir yorumda bulunmayacağım. Zira çok da ahım şahım bir kurgu, muhteşem bir hikaye yok kitapta. Ama geçekten yazarın dili kullanma tarzını sevdim. Kelimelerle oynayışı ve onları alışılmamış bağlamlarda kullanması, onlarla yeni benzetmeler üretmesi hoşuma gitti. Buna kitaptan bir kaç örnek vermek gerekirse:

* Uyaksız, güzel bir şiirin dizeleri gibi düzdük masayı.

* Madam'ın kibarlığı donla gezen bir delinin elindeki kolalı mendil gibi.



   Kitaptaki en güzel fikirse bence şuydu: 

* Nasıl kırıyorlar sonra bu kız çocuklarını? Nasıl kendilerine benzetiyorlar? Cinayet gibi. Belki biz de böyleydik. Sakatlanmadan büyüyebilseydik... Keşke öyle bir bilgisayar programı olsa. Ruhumuz yaralanmadan büyümüş olsak nasıl insanlar olacağımızı gösterse.

   Kitap boyunca bunu düşündüm: Aile ve çevre etkenleri olmadan, hiç kimse ve hiçbir şey bizi yavaş yavaş eksiltmeden büyüyebilseydik nasıl insanlar olurduk??? Keşke öyle bir bilgisayar programı olsaydı gerçekten. Eminim hem kendimiz bambaşka olurduk hem de dünya şimdikinden çok daha farklı bir yer olurdu.

   Altını çizdiğim birçok cümle var kitapta. Hepsini buraya aktarmak elbette imkansız ama birkaçı için bunu yapabilirim: 



  Bu satırlar birçok blogger için geçerli sanırım:


1 Şubat 2015 Pazar

Bir Yaz Gecesi Rüyası

 

    Dün akşam izlediğim oyun izleyicilerin genel olarak beğenisini kazandı. Hatta salondan epey bir kahkaha da yükseldi. Üslubumdan da anlayacağınız üzere ben oyunu o kadar da etkileyici bulmadım. Tabii bu benim halet-i ruhiyemden de kaynaklanmış olabilir zira şu sıralar her şeyden sıkılır durumdayım.

   Oyunun benim için en büyük artısı "Arda Aydın" oldu sanırım. Performansını gerçekten etkileyici buldum. Daha önce de birkaç oyunda kendisini izlemiş olduğumu eve gelince yaptığım araştırmayla fark ettim. Tabii diğer oyuncuların da hakkını yememek lazım Selin İşcan'a da tek kelimeyle bayıldım. Gürol Güngör zaten severek izlediğim oyunculardan biridir, Levent Üzümcü de öyle. Kısacası oyuncu performanslarıyla ilgili en ufak bir sorun yoktu. Hepsi rolünün hakkını fazlasıyla verdi. 

   Ben sanırım oyunun konusunu beğenmedim. E o zaman niye gittin diyeceksiniz hemen izah edeyim: Ben şehir tiyatrolarının seyretmediğim tüm oyunlarını seyretmeye çalışıyorum :)) 

   İstanbul'da yaşama sebeplerimden biri de tiyatro tutkum aslında. Zaten sanatsal ve kültürel faaliyetler olmasaydı bu şehrin kalabalığı çekilir dert değil. Bugün bir saatlik yolu dört saatte alınca bu gerçeği daha iyi kavradım :)) Hafta sonları kıtalar arası yolculuk yapmamak gerektiğini de tabii. Neyse İstanbul'un keşmekeşi bir yazının son paragrafına sığmayacak kadar uzun bir mesele. Belki bir gün daha çok sinirlenirsem onu da yazarım :))

Not: Görsel internetten alınmıştır.