Translate

22 Haziran 2013 Cumartesi

Yazarların İstanbul'u (Neşe Mesutoğlu)

  
İstanbul'dan uzaktayken İstanbul kitapları okumayı seviyorum; ama uzun süre İstanbul'da geçen filmleri izleyemedim. Özlem çok ağır basıyordu, görmeye dayanamıyordum, göz görmeyince gönül katlanıyordu falan.

Hazır İstanbul'dayken bir ay önce okuduğum bir kitaptan alıntılar yapayım kitabı da tanıtayım istedim. Kitap bir röportaj kitabı. Birçok ünlü ismin İstanbul'u algılayışı dillendirilmiş. Aslında pek umduğumu alamadım kitaptan, ben daha çok anı okumayı bekliyordum; ama yine de okunulası. İstanbul'un geçmişini, bugününü ve hatta geleceğini anlatan bir kitap. İstanbul hakkında bilmediğimiz birçok şeyi sohbet havasında dikte etmeden, gözümüze gözümüze sokmadan öğreten eğitici bir kitap.

Bu kitaptan altını çizdiğim satırları çok sınırlı tutacağım; çünkü sözlerin öncesi ve sonrasıyla bir bütün olarak çok daha değerli olduğunu düşünüyorum. Bu şekilde eksik kalıyor anlam. Kitabı okursanız ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız:

* Fındık, kayısı, buğday, incir vardı. Hepsi ayrı ayrı güzeldir; ama hepsini karıştırırsan İstanbul'u bulursun.

* Vapurlar beyaz ve sarıdır neden? Martılara benzesin diye. Martıların da gövdesi beyaz, ayakları ve gagaları sarı. Araba vapurları siyah beyaz, neden? Karabataklara benzesin arkadaş olsun diye.

* Kimi kendine yer açma, kimi tutunma mücalesinde. Bu hakikaten çok yıpratıcı.

* İstanbul'da "langa hıyarı" diye bir deyim vardı. İnsanların hamına denirdi.

* İnsanlar hala İstanbul'a "taşı toprağı altın" diye bakıyorlar. Bu anlayışı değiştirmek ve "taşın toprağın kültür" olduğunu anlatmak lazım.

11 Haziran 2013 Salı

Oğullar ve Rencide Ruhlar (Alper Canıgüz)

      Minniş bir oğlan çocuğunun hayata bakışı anlatılıyor(MUŞ); amma velakin kitapta o minniş çocuğun cinfikirliliğini görünce pek de "5 yaşında çocuk bunları yapabilir." diyemiyor insan. Bence kurgusal zaafları olan bir kitap; okunmalı mı; siz bilirsiniz. Peki bana bir şey kattı mı; hayır. Bir kez daha okur muyum; yine hayır. Gelelim alıntılara:

* Neticede ahlak , herkese üç aşağı beş yukarı aynı davranabilmek değil midir?

* Okulda insanın asıl öğrenmesi istenen, anlatılan dersler değil ders anlatılırken susması gerektiğidir.

* ... işte asla açılmaması gereken kapı bölümüne gelmiştik. Bildiğiniz gibi bir şeylerin olması için mutlaka müteşebbis bir ahmağın bu kuralı çiğnemesi gerekir.

* ... insanın Tanrı'yı görmeye katlanamadığı için ışığa ihtiyaç duyduğu gibi tuhaf bir fikre kapılıverdim. Karanlık Tanrı'nın ta kendisiydi. Size şahdamarınızdan daha yakın, her yerde olan ve gören, her zaman sizi sarmalayan başka kim olabilirdi ki? Siz onu göremezdiniz çünkü ışığın ardına saklanırdı.

* ... hayat onu bakkallığa mahkum etmişti, pek çok müthiş kabzımalı milletvekilliğine mahkum ettiği gibi. Sistem yetenekleri heba ediyordu.

* Çocuk, insanın atasıdır.


Not: Bizim ufaklık sanki feylesof. Hem de dedektif. Türk edebiyatı açısından ilginç bir kitap.